8 Mayıs 2017 Pazartesi

Yusuf Akçura

Buse ÖĞÜTLÜ

Yusuf Akçura, 2 Aralık 1876 yılında Rusya'nın Volga Nehri kıyısında bulunan Simbir(Kazan bölgesi, bugünki adıyla Ulgenovsk) şehrinde doğmuştur. Babası Hasan Efendi, annesi Banu Hanım, buraya göç etmiş Kırım Türklerindendir. Fabrika sahibi olan Hasan Efendi, Yusuf henüz küçük yaşta iken vefat etti. Hasan Efendi'nin vefatıyla Banu Hanım, ağır fabrika işlerini idare edememiş, sonradan da ciddi bir hastalığa yakalanmıştır. Doktorların tavsiyesi ile birlikte 1883 yılında Odesa üzerinden daha sıcak bir şehir olan İstanbul'a geldiler. Banu Hanım burada Dağıstanlı Osman Bey ile bir evlilik yaptı. Osman Bey ve Banu hanım Yusuf Akçura'nın milli ve dini eğitiminde etkili olmuşlardır.

Çocukluğundan itibaren askerliğe ilgi duyan Yusuf Akçura, İlköğrenimini bir kaç okul değiştirerek Kara Hafız İlkokulu’nda tamamlamış, 1885-86 yıllarında da Kocamustafa Paşa Askeri Rüştiyesi'ne yazılmıştır. 1889 yılında rüştiye eğitimini yarım bırakarak ilk kez annesi ve Şeyh Şamil’in torunu olan Zahit Şamil ile birlikte küçük yaşta terk ettiği memleketi Kazan'a gitmiş, burayı İstanbul'dan daha çok sevmiş, hasta annesini kımızla tedavi etmek için Ufa ve Simbir kentlerine uğrayıp 1 yıl sonra İstanbul'a geri dönmüştür. Akçura, bu seyahatini ömrünün en güzel yılları olarak tanımlar. 1892 sonbaharında Askeri Rüştiyesi'nden mezun olmuş, 1895 yılında İstanbul'daki depremde annesini kaybetmiş, aynı yıl Pangaltı'ndaki Harbiye Mektebi'ne yazılmıştır. Bu dönem İsmail Gaspıralı’nın bir ara İstanbul’da da dağıtılan Tercüman Gazetesi ve Veled Çelebi’nin, Necip Asım’ın, Tahir Bey’in Türkçülükle ilgili yazıları fikirlerinin oluşmasında etkili olmuştur. Harbiyenin ikinci sınıfında siyasal hareketleri ve Jön Türkler ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle tutuklanmış, Harp Divanı'ndan çıkan kararla askerlikle ilişkisi kesilip, 78 kişi ile birlikte Fizan' a sürülmüştür. Bu sürgün olayı tarihe "Şeref Kurbanları" olarak geçmiştir. 1897 'de hükümet Jön Türklerle anlaşıp, rütbelerini iade ederek affetmesiyle ve Yusuf Akçura Trablusgarp Tümeni Erkan-ı Harbiye’sinde öğretmen olarak göreve başladı. Bir yıl sonra 1899'da arkadaşı Ahmet Ferit ile kaçarak Fransa'ya yerleştiler. Paris'e geldikten sonra Siyasi Bilimler Serbest Okulu'na kaydoldular. Akçura, burada ünlü tarihçi Albert Sarel ve Emil Bautmey'den ders alarak batı kültürünü de yakından inceleme imkanı bulmuş, "Osmanlı İmparatorluğu Müesseselerinin Tarihine Ait Bir Tecrübe" adlı tez çalışmasıyla 1903 tarihinde üçüncülükle bu okuldan mezun olmuştur.
 Öğrenim hayatını tamamlayan Akçura, mezun olduğu yıl İstanbul'a dönmesi yasak olduğu için Kazan'a, amcasının yanına gitti. Muhammediye Medresesi 'nde tarih, coğrafya ve Türk edebiyatı öğretmenliği yaparken, çeşitli gazetelerde adsız yazıları yayımlandı. 1904 yılında, Türkçülüğün manifestosu olarak kabul edilen, Osmanlı İmparatorluğu'nun toparlanabilmesi için en uygun harekatın Türk Milliyetçiliği olduğunu savunduğu Üç Tarz-ı Siyaset (Osmanlıcılık, İslamcılık, Türk Milliyetçiliği) isimli dizi makalesini yazmıştır. 1905 yılında Rus Parlamentosu'nda Duma(yasama meclisi) kurulmasıyla burada yaşayan Türklerin mecliste temsil edilmesi için çalışmalarda bulundu. Türk hareketlerinin ileri gelenleri ile temas kurarak "Rusya Müslümanlan İttifakı" adlı siyası bir partinin kurulmasına öncülük etmiş, Türklerin gazete çıkarma izninden sonra "Kazan Muhabiri" adlı gazeteyi çıkarmış, büyük işlere imza atmıştır.
 Siyasi çalışmalarına ara vermeyen Akçura'nın seçimlere katılıp meclise girmemesi için Rus hükümeti 1906 yılında evine baskın düzenlemiş, Mevkufiyet Hatıraları adlı kitabında bahsettiği 43 günlük tutsak hayatını burada geçirmiş ve nihayetinde seçimlere katılamamıştır. Osmanlı Devletinde II. Meşrutiyet'in(1908) ilanını öğrenince işlerini tasfiye ederek Ekim 1908’de İstanbul’a dönmüştür. Meşrutiyet'in ilanıyla Türkçülük faaliyetleri için fırsat oluşmuştu. Tekliflere rağmen İttihat ve Terakki Partisi'ne katılmayan Akçura, kültürel çalışmalarına devam ederken, Erkan-ı Harbiye Mektebi'nde ve Darülfünun'da (İstanbul Üniversitesi) tarih dersleri verdi. 25 Aralık 1908 tarihinde fikir arkadaşları Emrullah Efendi, Ahmet Mithat, Necip Asım, Fuat Raif, Rıza Teyfik ve Ahmet Ferit ile birlikte Türk Derneği'ni kurdu. 1909 yılında çıkarılan Türk Dili Dergisi'nde bu derneğin amacını “Türk diye anılan bütün kavimlerin mâzisi, hâli ve eserlerini öğrenmek ve öğretmek.” olarak açıklamışlardır. Bunun ardından 18 Ağustos 1911'de Türk Yurdu Derneği'nin, 1912'de de Türk Ocağı'nın kurulmasında etkili oldu. Türklüğün dünü, bugünü ve yarını konulu bir çok konferans verdi, yazılar yayımladı. 1916 yılında doğduğu topraklardaki Türklerin haklarını savunmak için Rusya Mahkumu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Cemiyeti'ni kurdu. Berlin, Budapeşte,Sofya, Viyana şehirlerinde konuşmalar düzenledi. Aynı yıl Mayıs ayında Lozan'da Milliyetler Birliği'nin üçüncü konferansına katıldı. 1918'de Rusya'nın elindeki esir Türkleri kurtarmak için Kızılay temsilcisi olarak İskandinavya'da bulundu. 1919 yılında yurda dönmüş, gençlik yıllarında beraber Paris'e gittiği arkadaşı Ahmet Ferit'in partisi olan Millî Türk Fırkası'na katılmıştır. Aynı yılın sonlarında işgal altındaki İstanbul'da İngilizler tarafından esir alınıp, Agopyan hanına kapatıldı. Bir yıl sonra hapisten çıkan Akçura, Selma Hanım ile evlenmiş ve halâ işgal altında olan İstanbul'dan Anadolu'ya gidip Milli Mücadele'ye katılmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrasında Halk Partisi'ne girmiş, İstanbul'dan milletvekili olarak seçilmiş ve şehri TBMM adına işgalcilerden teslim almıştır. Başarılı dış politikalarından dolayı mecliste sözü dinlenmiş, Atatürk'ün de fikir ve siyaset danışmanlığını yapmıştır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte akademik faaliyetlerini de sürdürürken 1925'te Atatürk tarafından törenle açılan Ankara Hukuk Mektebi'nde siyasi tarih dersleri vermek üzere atanmıştır. 1931'de Türk Tarih Kurumu'nu açmakla görevlendirilen aydınlar arasında bulunmuş, bir yıl sonra da cemiyetin başkanı olmuştur.
 Tarihi basit tezinden kurtarmış, Türklüğün hizmetine sunmuştur. Türkçülük fikrini güçlendirmiş, şekle sokmuştur. Avrupa'nın bir çok şehrinde esir Türk'ün sesini duyurmuş, hayatı boyunca milletinin özgürlüğü ve geleceği için var gücüyle uğraşmış, kendi hayatından geçmiştir. 11 Mart 1935 yılında, ardında bir çok eser ve kendisinin de babasını küçük yaşta yitirmesi gibi iki çocuğunu yetim bırakmış, geçirdiği kalp kriziyle bu dünyadan göçüp gitmiştir. Türklüğün tarihinden bir Yusuf Akçura geçmiştir. Ruhu şad olsun.

 TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ HAKKINDA GÖRÜŞLERİ 

 Sayısız tarifi yapılan millet namını “Irk ve lisanın esasen birliğinden dolayı içtimai vicdanında birlik hâsıl olmuş bir insan topluluğudur.” şeklinde açıklamıştır. Bu tanımdan yola çıkarak Türk kavramını da Osmanlı boyutundan kurtarmış, Türk denildiğinde o zaman Kırgız, Kazak, Azeri, Yakut gibi isimlere ayrılmış tüm toplulukları kastettiğini vurgulamıştır.
 “Dilleri, ırkları, adetleri ve hatta ekseriyetinin dinleri bile bir olan ve Asya kıtasının büyük bir kısmıyla Avrupa’nın şarkına yayılmış bulunan Türklerin birleşmesine bağlı, böylece diğer büyük milletler arasında varlığını muhafaza edebilecek, bu büyük toplulukta Türk toplumlarının en güçlü ve en medenileşmiş olduğu için de Osmanlı Devleti en mühim rolü oynayacaktı." Osmanlı İmparatorluğu için Türkçülük siyasetinin kurtarıcı olduğunu düşünen Akçura, dil alanında da çeşitli çalışmalar yapmış, bir millette dil bilincinin oluşmasını, milliyet hissine bağlamıştır:
 “Milliyet fikri aşılanmış bir kavim, kendi milletiyle ilgili kültürel olaylara büyük bir değer vermeye başlar. Kültürel olayların en önemlisi de dildir. Kendi dilininciddi incelemeleri ile uğraşan, kendi dilinin bağımsızlığı ve gelişmesine usulü ile çalışan kavimlerde milliyet fikrinin varlığına, hiç olmazsa millet duygusunun çok kuvvetli olduğuna hükmedebiliriz.”
 Hayatı boyunca Türkçülükteki örgütlenmeye önem vermiş, Mili Mücadele yıllarında da aktif görev almış, milli devlet esasına dayalı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Türkçülerin, amaçlarını gerçekleştirdiklerini ifade etmiştir: “Türkiye Cumhuriyeti’nin başta Büyük Millet Meclisi Hükümeti namıyla, sonrahakiki adıyla kurulması, Türk milliyetçiliği açısından Türkçülük idealinin gerçekleşmesi demektir. Çoğu Türkçülerin belki hayatlarında gerçekleşeceğini ümit bile edemedikleri ideal, bir Türk dehasının kudretiyle bir gerçek olmuştu, milli Türk devleti kurulmuştu.”
 Hayatın esasına göre Türkçülüğü her alanda yorumlamış, fikir alanında gelişmesine büyük katkı sağlamış, hayatı boyunca bu yolda çalışmıştır.
 ESERLERİ 59 yıllık hayatı boyunca birçok makale ve önemli eserler kaleme almıştır.Makaleleri, Türk Derneği, Türk Yurdu, Şura-yı Ümmet, Sırat-ı Müstakim, Taarüf-i Müslimin, Türk, Tercüman, Malumat, İçtihad, Şura, Halka Doğru, Türk Dünyası, Sabah, Siyaset ve İktisad, Hâkimiyet-i Milliye, Yeni Gün, Hilâl-ı Ahmer, Sebîlürreşad gibi çeşitli dergi vegazetede yayınlanmıştır.

 Kitapları:
Osmanlı Saltanatı Müessasatı Tarihine Dair Bir Tecrübe (1903),
Üç Tarz-ı Siyaset (1904),
Ulum ve Tarih (1906),
Mevkufiyet Hatıraları (1907),
Şura-yı Ümmette Çıkan Makalelerim (1913),
Rusya’daki Türk-Tatar Müslümanlarının Şimdiki Vaziyet ve Emelleri (1916),
Tarih-i Siyasi Notları (1920),
Muasır Avrupa’da Siyasi ve İçtimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar (1923),
Siyaset ve İktisat Hakkında Birkaç Hitabe (1924),
Tarih-i Siyasi (1927),
 Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi, Yeni Türk Devletinin Öncüleri (1928),
Türk Yılı (1928), Zamanımızın Avrupa Siyasi Tarihi (1933),
Osmanlı Devletinin Dağılma Devri (1934),
Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Bu Vakıaya Dair Başlıca Meba’lar, Şark Meselesine Dair Tarih-i Siyasi Notları (1934).

 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 11, Sayı:36 Kemal Şenoğlu, Yusuf Akçura: Kemalizmin İdeoloğu, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2009, s.31-35.
Yusuf Akçura, Türk Yılı Yusuf Akçura, Türk Yılı, s.307.
Yusuf Akçura, Yeni Türk, s.3.
Yusuf Akçura, Yeni Türk s.59.
Filiz Deniz, 1996,
Yusuf Akçura hayatı, eserleri ve fikirleri Yüksek Lisans Tezi
Gafar Demir, 2008,Yusuf Akçura'nın TBMM'deki faaliyetleri (1923-1935)
Yüksek Lisans Tezi Activity of Yusuf Akçura at TBMM (1923-1935) Yüksek Lisans
François Georgeon, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri: Yusuf Akçura, 4. Baskı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2005.
 Fahri Çoker, 1983, Türk Tarih Kurumu: Kuruluş Amacı ve Çalışmaları / (Türk Tarih Kurumu Yayınları XVI.Dizi¬Sa. 48)
https://tr.wikipedia.org/wiki/Yusuf_Ak%C3%A7u ra

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder