20 Mart 2015 Cuma

KARIŞIK DİLLİ ESERLER SORUNU ÜZERİNE ~ Mehmet KARADEMİR

                                                                            Mehmet KARADEMİR
mehmetkarademir42@gmail.com

       KARIŞIK DİLLİ ESERLER SORUNU ÜZERİNE

          Eski Anadolu Türkçesi [EAT], X.yüzyıldan itibaren Orta Asya’dan batıya göç eden Oğuzların, 13-15. yy da kendi lehçelerine dayalı olarak Anadolu ve civarında kurup geliştirdikleri edebi yazı dilinin adıdır. Bu dil aynı zamanda Oğuz lehçesinin ilkyazı dili olma özelliğine sahiptir. 13. yy’dan itibaren Hazar ötesi Oğuz ata yurtlarından Anadolu’ya göç eden boylar, burada kendi ağız özelliklerine dayalı bir yazı dili oluşturmaya başladılar. Bu yazı dili, Türkoloji literatüründe “Eski Anadolu Türkçesi”, “Eski Türkiye Türkçesi” ve “Eski Osmanlıca” gibi adlarla anılmaktadır. Son yıllarda ise Eski Oğuzca” terimi önerilmektedir.
        Eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerine bakıldığında Hazar ötesinde konuşulan Oğuz-Türkmen ağız özellikleri ile Anadolu’da oluşturulan yeni yapıların bir sentezi çıkar karşımıza. Bu dilin uzantılarına günümüzdeki konuşma dillerinde, ağızlarında rastlarız. Bu dil, Anadolu, Azerbaycan, Suriye ve Irak’ı kapsayan geniş bir alanda yazılmış ve konuşulmuştur.

       Dilin tarihî gelişim çizgisinde Eski Anadolu Türkçesine ait eserler üç dönemde ele alınmaktadır:

1) Selçuklu dönemi Türkçesi (11.–13. yy)
2) Beylikler dönemi Türkçesi (13-15. yy)
3) Osmanlı Türkçesine geçiş dönemi(15-16. yy)

1) Selçuklu dönemi Türkçesi (11.–13. yy)

      Selçuklu dönemi eserleri, 11. yüzyılda Oğuzların İran’da Selçuklu devletini kurmalarından sonra yazıldığı kabul edilen Türkçe eserlerdir. Bu döneme ait fazla eserden söz etmek mümkün değildir. Ferâiz Kitabı, Behcetü’l-Hadâyık, Kıssa-i Yusuf gibi eserler bu gruba girerler (Akar, 2005). Selçuklu dönemi eserleri genellikle Harezm döneminde yazılmış eserler ile İran ve Anadolu’da oluşan Oğuz Türkçesinin ortak ve karışık dil özelliklerini gösterir. Bu yüzden “Karışık Dilli Eserler” olarak adlandırılmıştır.



2) Beylikler dönemi Türkçesi (13-15. yy)

         Beylikler dönemi eserleri ise Oğuzca özelliklerin tamamen hâkim olduğu yazılı eserler dönemidir. 1243 yılında Kösedağ Savaşında Moğolların Anadolu Selçuklu devletine son vermelerinden sonra Anadolu’da Selçuklu hâkimiyeti bitmiş Moğol hâkimiyeti altında Beylikler dönemi başlamıştır. Bu dönemde Anadolu beylerinin saray çevrelerinde, tekkelerde Türkçe eserler yazılmaya başlanmıştır. Özellikle Germiyanlı ve Osmanlı beyleri Türkçe yazan şair ve yazarları teşvik etmişlerdir.

           XIV. yüzyıl, yani Anadolu Selçuklu Devleti’nin yerine Beylikler Dönemi’nin başladığı bu süreçte üretilen eserler her ne kadar tamamen Oğuzca olsa da, tek bir yazı dili görünümü vermiyordu. O dönemde bütün Anadolu’da Oğuzların tek bir siyasi birlik çatısında olmamaları, farklı Beylik idareleri altında olduğu düşünülünce, farklı Oğuz ağızlarıyla yazılı metinler oluşturulmuş olması da mantıklı görülmektedir.
         Anadolu’da Türkçenin yazı dili olmasında bu dönemin çok büyük yeri ve önemi vardır. Beylikler çağında mayalanan Türkçe daha sonra Osmanlı döneminde devletin diplomasi, eğitim, kültür ve sanat alanlarına kullanılarak bir imparatorluk dili olmaya başlayacaktır.

3) Osmanlı Türkçesine geçiş dönemi(15-16. yy)

           Osmanlı Türkçesine geçiş dönemi ise yaklaşık olarak 1453’ten başlayıp 16. Yüzyılda Osmanlı devlet müesseselerinin dili standart bir yapıya kavuşuncaya kadar sürecek olan bir dönemdir. Bu dönemde yazı diline bir tarafta Eski Anadolu çağından gelen ses ve yapı özellikleri diğer yandan eğitim ve diplomasi alanında yaygınlaşmaya başlayan standart yapılar tesir etmiştir.

            Eski Anadolu Türkçesi metinlerinin imlâsında iki önemli yazım geleneğinin etkisi vardır. Bunlardan biri Uygur yazı dili geleneğidir. Bu metinleri kaleme alanlar muhtemelen Harezm bölgesindeki medreselerde Uygur yazı dili geleneğini öğrenerek bu geleneği Anadolu’ya taşınmış olmalıdır. Bu dönemde yazılmış metinlerinde birtakım ekler, söz konusu yazı geleneği etkisiyle ilk dönemlerde çoğu zaman ayrı yazılmış, söz başındaki /k/-/g/, /t/-/d/, /c/-/ç/ gibi sesleri karşılayan harflerin kullanımında birçok ikilikler, düzensizlikler göze çarpmaktadır. Bu yüzden EAT metinlerinin her birinin kendine özgü bir yazı tarzı vardır. Özellikle Türkçe sözcüklerin yazımına dikkat etmek gerekir.

Anadolu’da Oğuzcanın Yazı Dili Olma Süreci
         Oğuzlar, kendilerine özgü lehçeleri olmasına rağmen, edebi dil olarak yüzlerce yıl Orta Asya’daki ortak edebi yazı dilini kullandılar. Fakat geniş topluluklar halinde batıya göç ettiklerinde, geride bıraktıkları coğrafyadan hem mesafe hem de siyasi ve kültürel bakımdan uzaklaştılar. Büyük Selçuklular döneminde resmi ve edebi yazı dilinde Türkçeden başka diller tercih edilmesinin çok değişik sebepleri olabilir. Ancak Oğuzlar Anadolu’ya gelip bu toprakları Türkleştirmeye başladıklarında, Orta Asya’dan çok uzaktaki bu bölgelerde kendi lehçeleri ile de yazmaya başladılar.

          Eski Anadolu Türkçesi, Türk dilinin nasıl ve ne zaman teşekkül ettiği hâlâ tartışmalı olan dönemlerinden biridir. Bazı araştırıcılara göre Anadolu‘ya gelen Oğuzların 13. yüzyıldan önce yazı dilleri yoktur ve onlar 11. ve 12. yüzyıllarda Türkçeyi sadece sözlü edebî geleneklerinde devam ettirmişlerdir. Yazı dilleri Arapça ve Farsçadır. Şartların olgunlaşmasıyla 13. Yüzyıldan itibaren Oğuzcaya dayalı yeni bir yazı dili meydana gelmiş ve bu dille eserler yazılmaya başlanmıştır. Bazı araştırıcılar ise telif tarihleri ve yerleri bilinmeyen ve ‘‘karışık dilli’’ diye tabir edilen birtakım eserlerden hareketle, Oğuzların 12. yüzyıl ortalarına kadar Karahanlı yazı diline bağlı, ancak kendi lehçe özelliklerinin ağır bastığı bir yazı dillerinin olduğu ve 13. yüzyıldan itibaren bu yazı dilinin tamamen Oğuzcalaştığı görüşündedir. Daha sonra Türkolojide karışık dilli eserler ya da olga-bolga sorunu diye adlandırılan o dönemin eserleri, Oğuzların yeni yurtlarında kendi lehçelerine dayalı bir edebi dil geliştirirken verdiği ilk ürünler olmalıdır.

Anadolu Selçukluları Dönemi (11.–13. yy)
(İlk Eserler veya Karışık Dilli Eserler Dönemi)
       
          Anadolu’ya gelmeden önce kendi lehçelerini konuşuyor olsalar bile yazı dili olarak Orta Asya’daki ortak edebi dili kullanan Oğuzlar, yerleştikleri yeni coğrafyada kendi yazı dillerini oluştururken çeşitli aşamalar yaşamışlardır. Bunlardan birincisi, bize ulaşan en eski eserlerdeki dilde görülen ikili kullanımlardır. Bu kullanımlar Türk dili ile ilgili araştırmalarda, Batı Türk yazı dilinin XIII. yüzyıl öncesindeki durumu ile ilgili ciddi tartışmalar ortaya çıkmasına neden olmuştur. “Karışık dilli eserler” ya da “olga-bolga sorunu” diye bilinen bu tartışmalar, erken Oğuzcaya ait sayılabilecek eserlerin dil özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Behcetü’l- Hadā’ik fi Mev’izeti’l-Halā’ik, Kudûri Tercümesi, Ali’nin Kıssa-i Yusuf’u Kitab-ı Güzide, Kitab-ı Ferāiz, Kitab-ı Gunya gibi eserler, hem Doğu Türkçesinin hem de Batı Türkçesinin dil özelliklerini taşımaktadır. Yani, Oğuzlar kendi lehçeleri ile eserler üretmişlerdir. (Karışık dilli eserlerden karışık dil özelliklerini en iyi barındıran metin  Behcetü’l- Hadā’ik fi Mev’izeti’l-Halā’ik’tır.) Ancak, o eserlerde, Anadolu Oğuzcasında daha sonra hiç görülmeyen ve Orta Asya Türk lehçelerinin karakteristiği olan bazı özellikler de görülmektedir Korkmaz (1995: 284) karışık dilli eserlerin genel özelliklerini şöyle sıralar:

1. Kelime başında b->m- değişimi bakımından hem Oğuzcayı yansıtan b’li örneklerin hem de Karahanlı yazı dilinden gelen m’li örneklerin bulunması: bunca/munça, beŋiz/meŋiz vb.,
2. Kelime başında b->v- değişimi bakımından hem Karahanlı yazı dilinden gelen b’li örneklerin hem de Oğuzcayı yansıtan v’li örneklerin bulunması: bar-/var-, barlık/varlık, bir-/vir- vb.
3. Karahanlı Türkçesine özgü bol- fiili ile Oğuzcaya özgü ol- fiilinin birlikte kullanılması: bolmaġa/olmaġa, bolmasın/olmasın vb.,

4. Birden Fazla heceli kelimelerin sonundaki ġ/g sesinin durumu bakımından hem Karahanlı Türkçesinde olduğu gibi bu ünsüzü koruyan hem de düşüren örneklerin yer alması: uluġ/ulu, kapuġ/kapu, asıġ/assı vb.

5. Yapım ekleri ve hece başlarındaki kelime bünyesi ile ilgili g’lerin yer yer düşmesi veya XIV.-XV. yüzyıl Anadolu metinlerinde olduğu gibi düşmesi: bulġanuk/bulanuk, borġu/boru, eygü/eyü vb.
6. Ek başlarındaki ġ-/g- ünsüzlerinin XI. yüzyıl sonlarından başlayarak yavaş yavaş düşmüş olmasına rağmen, bu dönemde g’li ve g’siz örneklerin karışık biçimde bulunuşu: çalabġa/çalaba, işge/işe, ölgesi/ölesi vb.
7. Gelecek zaman, geniş zaman, gereklilik ve dilek kiplerinde –A yanında –ġay/-gey ve –ġa/-ge eklerinin kullanılması: vere/birgey, ola/bolgay, kemişe/kemişge vb.
8. Oğuzca yükleme hali –I ve ilgi hali –Iŋ yanında Doğu Türkçesine özgü –nI ve nIŋ eklerinin kullanılması: elümüzi/elümüzni, dilüŋi/dilüŋni, Yusufıŋ/yusufnıŋ vb.
9. Oğuzcaya özgü –dAn çıkma hali yanında Karahanlı Türkçesindeki –dIn ekinin birlikte kullanılması: daşdan/daşdın, soŋdan/soŋdın, yazukdan/yazukdın vb.
10. Eski Anadolu Türkçesine özgü –vAn, -vUz, -sIn şahıs ekleri yanında zamir yapılarını koruyan men, biz, sin eklerinin bulunması: ḳalmışvan, dutarvuz, bulasın; arturġa-men, dileye-siz vb.
11. Söz varlığı bakımından Oğuzca ve Karahanlı yazı dilini birleştiren örneklerin çokluğu.


          Reşit Rahmeti ARAT, Mecdut MANSUROĞLU, Muharrem ERGİN, Zeynep KORKMAZ ve Mustafa CANPOLAT gibi araştırmacılar, bu özelliklerden yola çıkarak Oğuzcaya dayalı Batı Türk yazı dilinin oluşumunun, XII.  Yüzyıl öncesinde XI. Yüzyıla kadar gittiğini belirtmektedirler. Bu görüşe göre, karışık dilli eserler de Eski Türkçeden Batı Türkçesine geçiş dönemi eserleridir. Geçiş dönemi düşüncesini savunanlar araştırmacıların savundukları teoriye göre;

1) Bir dilden başka bir dile geçiş sırasında mutlaka bir ‘geçiş dönemi’ olmalıdır. Bu geçiş dönemi hem önceki dönemdeki dilin hem de yeni dilin dil özelliklerini bir arada barındırmalıdır. O halde; Karahanlı Türkçesi ve Eski Anadolu Türkçesi arasında bir geçiş dönemi tasavvur edersek bu geçiş dönemi Selçuklular dönemi Türkçesine denk gelir.

2) Bu geçiş dönemi Karahanlı ve Eski Anadolu Tükçeleri arasında organik bir bağ kurmaktadır. Çünkü her ikisinin de dil özelliklerini bünyesinde barındırmaktadır.

3) Karışık dilli diye tabir edilen bu eserleri Orta Asya’dan göç eden şair ve yazarlar yazmıştır. Ancak müellif eski lehçe ile yeni lehçe arasında bocalamıştır. Bu yüzden eserlerde her iki lehçenin de özelliklerini görmek mümkündür.

4) Anadolu da meydana gelen Oğuzca temelli yazı dili 13.yy da değil 11-12.yy’larda meydana gelmiştir. Çünkü karışık dilli diye tabir edilen eserler 13.yy’dan daha önce kaleme alınmıştır.


           "Geçiş devri" teorisine ilk itiraz Şinasi Tekin'den gelmiştir. Tekin "1343 Tarihli Bir Eski Anadolu Türkçesi Metni ve Türk Dili Tarihinde Olga-bolga Sorunu" başlıklı yazısında (1974) bu değerlendirmenin ispatının mümkün olmadığını, bu tür özelliklerin, iddia edildiği gibi Eski Türkçe ile Oğuzca arasındaki bir geçiş dönemine ait olamayacağını, böyle bir geçiş döneminin var olmadığını, bunların tek tek kişilere ait dil özellikleri olması gerektiğini belirtmiştir. Günümüzde bu görüş Ahmet Bican ERCİLASUN tarafından desteklenmektedir.

          Geçiş devri taraftarlarına, 14.yüzyılın başındaki Tezkiretü'l-Evliya, Kelile ve Dimne, Kısas-ı Enbiyâ, Yunus Emre, Ahmed Fakîh, Sultan Veled, Âşık Paşa'da niçin karışık dil özellikleri bulunmadığını; eğer karışık dilli bir devir yaşanmışsa 13.yüzyıl başında birdenbire bu "katıksız Oğuzca" eserlerin nasıl ortaya çıktığını sorar (Ş. Tekin 1974: 67-68).

         Ş. Tekin'e göre "Oğuz yazı dili, Eski Türkçenin etkisi altında doğmuş olsaydı, Yunus Emre, Âşık Paşa, Ahmed Fakîh ve Sultan Veled'in bu cereyanın dışında kalmaması gerekirdi." Şinasi Tekin şöyle devam eder: "Orta Asya İslâm-Türk yazı dilinin Anadolu'ya etkisi, yalnız tektük kişiler aracıyle olmuş ve bu etki de, sadece onu getiren ve Anadolu yöresine yerleşen Orta Asyalı yazarın kendi eserlerine inhisar etmiş, kendi dışını, çevresini etkileyememiştir."

        "Orta Asya'nın Türk ve İran asıllı bilgin ve şairleri, siyasî baskılar ve huzursuzluklar yüzünden, özellikle XII.yy.ın sonundan itibaren Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardır. Bunlar tabiî olarak Oğuzca konuşan Anadolu halkına, eserlerinde doğrudan doğruya Orta Asya Türkçesiyle hitap edemedikleri gibi, Oğuzca'yı da pürüzsüz bir şekilde hemen öğrenememişlerdi; onun için isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek, birbirini tutmayan ayrı şive özelliklerini eserlerinde yan yana kullanmak zorunda kalmışlardı." (Ş. Tekin 1974:69).

Tekin’in bu konuda ortaya koyduğu görüşler şunlardır :

1. Oğuz şivesine aykırı özellikler taşıyan Eski Anadolu Türkçesi metinlerinin dili, Eski Türk yazı dilinin etkisi veya kalıntısıyla ilgili değildir.

2. Yani bu özellikler genel değil, özeldir; tek tek kişilerindir (bununla ilgili olarak Mevlâna ile oğlunun dillerini yeniden hatırlatalım).

3. Orta Asya'dan Anadolu'ya, Suriye'ye gelen yazarlar XII-XIII-XIV.yy.da henüz kuruluş devrini yaşayan Oğuz yazı dilini, eserlerinde kendi şivelerinin de özelliklerini kullanmakla etkileri altına almaya çalışmışlardır. Fakat bu etki uzun ömürlü olmamış XV.yy.dan itibaren bu türden eserler büsbütün ortadan kalktığı gibi, konularının çekiciliği dolayısıyla ilgi görenlerde bilerek değiştirilip yeniden katıksız Osmanlıcaya aktarılmışlardır." (Ş.Tekin 1974: 70).
Sonuç

           Günümüzde hala devam etmekte olan ‘Karışık dil sorunu’ henüz kesin bir sonuca bağlanmış değildir. Tartışmanın temel dayanağını karışık dil özellikleri gösteren eserlerin nerede ve ne zaman istinsah edildiğinin bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Eser günümüze ulaşana kadar birçok tahribata uğramış ve yıpranmıştır.

           Sonuç olarak ise  biz de Şinasi Tekin ve Ahmet Bican Hocanın görüşlerinden yola çıkarak Karahanlıca ve Eski Anadolu Türkçesi arasında bir geçiş dönemi tasavvur edilemeyeceği görüşündeyiz. Eski Anadolu Türkçesinin Oğuz ağzı üzerine kurulduğu kanaatindeyiz. Karışık dilli eserlerin tam olarak yazım tarihinin bilinmemesi bu konuda karar vermeyi güçleştirse de 13.yüzyıl öncesi yazıldığı düşünülen bu eserlerde kesin bir tarih yoktur. Bizce bu eserler de 13 ve 14.yüzyıllarda yazılmışlardır. Yazarları Orta Asya'daki edebî dili bilen kimselerdi ve belki de Oğuz asıllıydı. Bildikleri edebî dilde yazdılar; fakat zaman zaman Oğuzca özellikleri de eserlerine kattılar. Daha büyük bir ihtimalle Oğuzca özellikler müstensihlere ait özelliklerdir.(ERCİLASUN 2004: 438)







Kaynakça:

ü  Prof. Dr. Ali Akar  -  Eski Anadolu Türkçesi Ders Notları -I 

ü  Ergin, Muharrem. Türk Dilbilgisi, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi yayınları İstanbul 1972 s. 15.

ü  Zeynep Korkmaz  - ‘‘Eski Anadolu Türkçesi Üzerindeki Çalışmaların Bugünkü Durumu ve Karşılaştığı Sorunlar’’ Makalesi

ü  Tekin, Şinasi, "1343 Tarihli Bir Eski Anadolu Türkçesi Metni ve Türk Dili Tarihinde 'Olga-Bolga' Sorunu", TDAY Belleten - 1973-1974.

ü  Akar, Ali. Türk Dili Tarihi, Ötüken Yayınlar, İstanbul 2005 s.233

üErcilasun, Ahmet Bican. Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları Ankara 2013 s. 434

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder