27 Kasım 2016 Pazar

TURUKKU KRALLIĞI (M.Ö. 2250) - Göktürkler'den Önce Anadolu'da Türk Kırallığı

TURUKKU KRALLIĞI
ANADOLU (M.Ö. 2250)

Fransız bilginlerinin yürüttüğü kazı şimdiki Irak–Suriye sınırı yakınında, Fırat çayının batı yakasında, eski Mari şehrinin arşivini ortaya çıkarmıştı.
Çivi yazısı ile yazılmış tabletlerin (kil levhaların) metinleri 1950 yılından başlayarak, Georgies Dossin tarafından Louvre Müzesi haberlerinde seriler halinde yayımlandı.

Yirmiden fazla metinde turukku şeklinde okunmuş boy adı vardı.
Bu adın Türklerle ilgili olduğunu ilk kez söyleyen H. Z. Koşay iki tablette turukku sözü olan satırı belgelemiş ve 1982 yılında Bükreş'te bir bilimsel bültende yayınlamıştır.
1989 yılında S. Bayram, turukku sözü olan daha 11 tablet olduğunu kaydetmiştir.
Azerbaycan tarihçilerinden Z. Yampolski, Yusif Yusifov, S. Əlyarov (1996) da Asur metinlerinde geçen turukku veya turukki boyunu Türk saymış ve bu adın çeşitli zamanlarda ve çeşitli dilli yazılarda türük//török//turuk//türki şeklinde kullanıldığını kaydetmişler.
-------------------------------------
"Gut"lar, M.Ö. 2400 yılları civarında Sumer ülkesine gelip Akad krallığına son vermiş ve bir krallık kurup 150 yıl kadar hüküm sürmüşlerdir. Sümer (Kenger) çiviyazılı metinlerine göre bunların 12 tane kralları vardır.
Bunlardan 4 tanesi kendi zamanlarında yazılan Sumer belgelerinde, diğer 8 tanesi ise kral listelerinde mevcut. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde 1937 yılında Sümeroloji profesörü olan Benno Landsberger ve aynı fakültede Türkolog olan von Gobain, kral adları üzerinde çalışarak Gut/Kut krallarından 10 tanesinin isminin Türkçe olduğunu kanıtlamıştır.
Bu kral adları şöyledir:
1) Yarlagan,
2) Tirigan,
3) Şarlak veya Çarlak,
4) Lasirap veya Laşirap,
5) Elulummeş,
6) İnimabakeş,
7) Nikillagap,
8) İngişi veya İnkuşu,
9) İgeşuaş,
10) İbate veya İbati

Landsberger, 1937 yılında toplanan ikinci tarih kongresinde sunduğu bildiride bunları açıklamıştır.
Bunlardan Yarlagan yargılayan, haber veren, emir veren anlamında. Orhun Abideleri’ndeki “Yargan” adına benziyor. Tirigan, Türkçedeki “tiriga” kelimesini hatırlatıyor: diri, canlı, güçlü anlamında. Türkçede “-agan”, “-egen” ekleri, isimlerden sıfat yapıyor.
Tirigan=kuvvetli, güçlü olan. Sumercede aynı anlamda “dirig” keimesi var. Elulumeş, ülkeyi büyük yapmış, anlamında. Şarlak, çarlak ise Türkçede kanatlı hayvan anlamına geliyor. Anadolu’da şelalelere “şarlak” deniyormuş.

Landsberger’in bu tespitlerinden sonra yapılan başka çalışmalarda da Türkçe ile ilişkili kelime ve ekler bulunmuştur.
Gut/Kut’lar, Babil Kralı Hammurabi zamanında da ortaya çıkmışlardır (M.Ö. 1750). Gutlar; Subarlar, Turukkular birleşerek Hammurabi ile savaşmışlardır.
Hammurabi ölünceye kadar onlarla savaşmak zorunda kalmıştır. Sadi Bayram’ın "Kaynaklara Göre Güneydoğu Anadolu’da Proto-Türk İzleri" adlı kitabında verilen bilgiye göre Turukkularla ilgili bilgiler bugünkü Suriye topraklarında bulunan Mari (yeni adı Tel-Hariri) adlı yerde bulunan belgelerden elde edilmiştir.
Bu noktada Prof. Dr. A. Haluk Çay'ın yorumlarına yer verelim:

"M.Ö. 2350-2150 yılları arasında Mezopotamya'da büyük bir devlet kurmuş olan Akad hükümdarlarından Naram Sin'e ait "Mücadelenin kralı" anlamında "Şartamhari metni" olarak bilinen yazılı kaynak Anadolu'daki Türk varlığı bakımından oldukça önemli bilgileri ihtiva etmektedir."
"Bu belgenin üç kopyası olup, ilki Mezopotamya'da Babil'de, ikinci Mısır'da Tel el-Amama'da, üçüncüsü ise Anadolu'da Hattuşaş'ta (Boğazköy) ortaya çıkarılmıştır. Hattuşaş arşivinde "Kbo-III, 13" sıra numarası ile tesbit edilmiş olan bu yazılı belge Hitit (M.Ö. 1750-1200) çivi yazısıyla, Akadça orijinalinden kopya edilerek taşa kazınmıştır."
"H.G. Gütebock tarafından deşifre edilen bu belge, Anadolu hakkında ilk tarihi bilgileri vermesi bakımından çok kıymetlidir. Bu tarihi belgede, Akad Kralı Naram-Sin'e karşı 17 Anadolu kralının güçlerini birleştirerek harekete geçtikleri ancak yenik düştükleri anlatılmaktadır.
 Akad Kralı Naram-Sin tarafından yazdırılan bu tablette, Akad Kralı kendisine karşı ayaklanan 17 şehir devletinin (Sümerlerden kalan) adlarını verirken Hatti Kralı ile birlikte, bu ittifakta Türki Kralı İlşu-Nail ismini de belirtmektedir.

M.Ö. 2250'li yıllarda; hem de Türk adıyla Anadolu'da bir devlet olduğunun kanıtı olan bu yazıtın 15. satırında geçen bu ifade; Türklerin milattan önce bile Anadolu'da bulunduğu tezini doğruluyor.
Bu belgenin 2 önemli noktası vardır.
1- İlk Türk adıyla kurulan devlet, Göktürk Devleti değildir.
2- Türkler Anadolu'da en az 4500 yıldır vardırlar. Sümerce-Türkçe arasındaki yüzlerce ortak kelimeyi delil kabul etmeyenler için bile; M.Ö. 2250'lerde, Anadolu'da bir Türk devletinin varlığı belgelidir. İşin bir diğer ilginç yanı, bu Naram-Sin'in Hz. İbrahim döneminde yaşayan Kral Nemrut olduğuna dair söylentilerdir.
Önce Sümerlerin, daha sonra da Asurlular ve Babillerin egemenliğinde kalan Mari şehri, bugünkü Suriye sınırları içerisindeki Tell Hariri kentidir. 
Bugün Louvre Müzesi’nde sergilenen Akadca yazılmış bu tabletlerin metinleri Fransıza tercümeleriyle birlikte Georges Dossin tarafından 1950 yılından itibaren yayınlanmaya başlanmıştır.
Dört cilt halinde yayınlanan bu Mari tabletlerinin 13 tanesinde toplam 22 defa “Turuku”, “Turukku”, “Turukki, ve “Turuk” biçiminde bir kavim adı geçmektedir.
Bu tabletlere şöyle birkaç örnek vermek mümkündür:
16 numaralı tablet : “...Uyuyanları uyandıran ve uyandırdıklarına hiç tayın vermeyen Turukkular gibi yapacağız”.
21 numaralı tablet : “...Bu akından beri Turukkular’ın sayısı fazla görünmüyor. Fakat artabilir. Onlar gelmeye devam edecekler.”
22 numaralı tablet : “...Bana yazdığın Turukkular’la ilgili haberler değişti.”
23 numaralı tablet : “... Bana Turukkular hakkında yazmıştın. Turukkular’ın çıkış hareketinde bulundukları gün çok meşgul olduğumdan sana haber veremedim.”
87 numaralı tablet : “...Kral bana herşeyden önce, Turukkular’ın hücum ettiklerini, Nithim’i kuşattıklarını yazdı.”

Sizce Turukkular, Türklerden başka kim, hangi topluluk olabilir?
Saygılarımızla.
Kaynak: http://www.turkcenindirilisi.com/turk-tarihi/turukku-kralligi-turk-muydu-anadoluda-turk-adi/436

24 Kasım 2016 Perşembe

Uluslar Arası Pedofili Ağı'nın Norveç Ayağında 51 Kişi Tutuklandı !


Uluslar arası pedofili ağının varlığını Avusturalyalı gazeteci Fiona Barret, anlattıklarıyla ortaya koymuştu. Fiona Barret'ın, çocuklara tecavüz ederek, çocukları taciz ve istismar ederek, canlarına kıyıp kanlarını içen Satanist Ritüel yapan küresel ağı ifşa ettiğini Ülgenim Blog'da yayınlamıştık.

Dünyayı Satanist Pedofili Ağı Yönetiyor başlıklı yazıyı okumak için tıklayınız.


Norveç'te pedofili ağı çökertildi: 51 kişi tutuklandı

Norveç polisi 2015 yılından beri yürüttüğü soruşturma kapsamında büyük bir pedofili ağının çökertildiğini, 51 kişinin tutuklandığını açıkladı.

Norveç polisinin dünkü basın toplantısında tümü erkek olduğu açıklanan 51 sanığın cinsel tacizine uğrayan çocuklar arasında bebeklerin de bulunduğu belirtildi.

Polisten yapılan açıklamaya göre, sanıklar yargılanmalarına konu olan cinsel taciz malzemelerini kriptolu chat programları üzerinden birbirleriyle paylaşmışlar.

Çoğu Üst Düzey İsimler !


Bergen kentinde 22 yaşındaki bir Norveçlinin 2015 yılında ihbar edilmesi ile başlatılan soruşturmada tutuklanan 51 kişi arasında iki politikacının da olduğu belirtilen polis açıklamasında, sanıkların çoğunluğunun toplumda saygın yeri olan, iyi eğitimli kişiler olduğu belirtildi.

Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında 14 yaşın altında çocuklara tecavüz, tecavüze yardım etmek, 14-16 yaş arasındaki çocuklarla cinsel ilişkiye girmek, çocuklara taciz olaylarını videoya kaydetmek, bellekte depolayıp başkalarıyla paylaşmak bulunuyor.

Basın toplantısında konuşan polis yetkililerinden biri, sanıkların evlerinde ve bilgisayarlarında yapılan araştırmalarda 150 terabayt cinsel taciz verisi ele geçirildiğini belirtip, ‘’Partneri hamile olan bir sanık, diğerleriyle yaptığı chat görüşmelerinde çocuğunun doğmasından sonra nasıl tacizde bulunacağını anlatıyor” diye konuştu.

Polisin açıklamasına göre sanıklar işledikleri suçun karşılığında 15 yıla kadar varan hapis ile cezalandırılabilecekler.

15 Kasım 2016 Salı

Bu gece 00.30 - 03.30 Saatleri Arasında Telefonlarınızı Kapatın Yalanı

WhatsApp'ta ve sosyal medyada paylaşılan 'telefonlarınızı kapatın' şeklindeki bir mesaj vatandaşları tedirgin etti. Mesajdaki bilgilerin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.

Süper Ay'ın görünmesi nedeniyle WhatsApp'ta ve sosyal medyada "bu gece saat 00:30-03:30 saatleri arasında telefonlarınızı ve tabletlerinizi kapatın, vücudunuzdan uzak tutun" şeklinde mesajlar atılmaya başlandı.
Hızla yayılan mesaj vatandaşları tedirgin etti. 
MESAJDAKİ BİLGİLER YALAN, DİKKATE ALMAYIN
Mesajda BBC ve NASA kaynak gösterilmesine rağmen, NASA'da ve BBC'de böyle bir bilgi bulunmuyor.
Dolayısıyla bu mesajın dikkate alınmaması gerekiyor.
BTK DA AÇIKLAMA YAPTI: İTİBAR ETMEYİN
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'ndan (BTK), bu gece gezegenin çok yüksek radyasyona maruz kalacağı yönündeki haberlere ilişkin, doğruluğu teyit edilmeyen ve kamuoyunu yanlış yönlendirme ihtimali bulunan bu tür mesajlara vatandaşların itibar etmemesi istendi.
BTK'nın internet sitesinde yayımlanan açıklamada, sosyal medyada, Singapur televizyonuna atıfta bulunularak, acil başlığıyla yayınlanan ve bu gece gezegeninin çok yüksek radyasyona maruz kalacağı uyarısıyla cep telefonları ve tabletlerin kapatılması gerektiği yönünde mesajların yayıldığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:
"Doğruluğu teyit edilmeyen ve kamuoyunu yanlış yönlendirme ihtimali bulunan bu tür mesajlara vatandaşlarımızın itibar etmemesi ve ihtiyatla yaklaşması gerektiği değerlendirilmektedir."
İŞTE O MESAJ:

28 Eylül 2016 Çarşamba

Türk Akıncı Ocakları Nedir ?

Piri Türkistan Hoca AhmedYesevi geleneğince ‘ocak’ ilim ile kültür yuvasıdır. Yetim, öksüz, yoksul sofrasıdır.Türk teşkilatçılığını yeniden hatırlatıp Türklerin tarihine yaraşır nesillere sahip olması gayesiyle çalışmaktadır.Kurucu Genel başkanı sayın Serkan Gürkan’dır.Mahlası ‘Akıncı Başbuğudur’.Akıncı fertleri  ‘Alpler ya da Türk Akıncıları’olarak anılmaktadır.Milli mefkure sancağını taşıyabilecek fertlere akıncı başbuğu imzalı izin belgeli temsilcilik verilebilecek takdirin kazanıldığı durumda,Akıncı Ocağı yerleşkesi açma imkanı sağlanacaktır.
2016 itibariyle yeni bir öze dönüş hareketidir.Tarihsiz bir millet olmayacağı gibi geçmişini unutan kimselerin yok olacağı da muhakkaktır.İşte bu yüzdendir ki Türk kültürünün daima öncüsü olan Akıncı kültürünü canlandırmak çabasına girişmiş bulunuyoruz.
Uzun zaman edinilen tecrübe ve beklemenin ardından gerekli imkanların sağlanarak,şartların olgunlaşması neticesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin dernekler kanununa uygun anayasanın değiştirilemez ilk üç maddesi uyarınca faaliyetleri başlatıyoruz.

DOKTRİN

Hayatımızın içinde hergün kullanmış olduğumuz milli değerlerimizin, alışkanlıklarımızın çağın gerçeklerine uygun,doğruluğu sorgulanabilir,makam ve maddi kaygı düşünülmeksizin milli menfaatlerimiz doğrultusunda modernize edilmiştir.Her milletin medeniyetinin olduğu gibi Türk medeniyetinin de medeniyetler mücadelesinde pek çok alanda ilerlemesi bireysel fertlerin çabalarıyla alakalıdır.İdeal bir Türk gençliğinin yetişerek mevzu bahis medeniyet sahalarını doldurması gayesindeyiz.Milliyetçilik üzerine kendi kurumumuza özgün kuralları,eğitim sistematiği,yemin ve uygulamaları mevcuttur.

TÜRK AKINCI OCAKLARI, GELENEĞİN YENİDEN DİRİLİŞİDİR

            Hiçbir siyasi kuruluşa bağlı değil ve olmayacaktır. Vatan delilerinin kol kola girdiği, gireceği, girmesi gerektiği yegâne teşkilattır. Sobamız ilim, dostluk iken çayımız sohbet şekerimiz de ülküdür. Sobamızda yanan çıra ise Türklük düşmanlarıdır.
            Siz ki eğer bu yazıyı okuyorsanız Türk Akıncı Ocakları Genel Merkez Teşkilatı’nın bir ferdi olma yolundasınız demektir. Bu yol, çokça emek, teorik ve daha çok pratik mücadele şekilleri içerir.  Günümüzde bu çaba önemsiz sayılmaktadır. Eğer Türk gibi yaşanmaz isek Türk Milleti olarak yok olmaya başlama tehlikesi ile karşı karşıya geleceğiz. Kurallarımızdan taviz vermeden çalışan bir teşkilatız. Farklı şehir ve Türk ülkelerinde hali hazırda mensuplarımız çalışmalarına devam etmektedir. Bir kurum ya da güruhtan çok, biz bir aileyiz.


NEDEN TÜRK AKINCI OCAKLARI TEŞKİLATINA İHTİYAÇ DUYULDU ?
      Ecdadımız adaleti sağlamak için, şer odaklarını bu kutlu topraklardan def etmek için, hayırları fethetmek için, Türk milletine yeni yurtlar edinmek için 1040 yılında Gazneliler ile yapılan ve Tuğrul Bey’in kazandığı Dandanakan zaferinden sonra Selçuklu’nun beyleriMerv şehrinde kurultay düzenlediler. Burada çok önemli kararlar alındı. Alınan en önemli kararlar hakim olunan topraklar ile ileride fetih edilecek toprakların bölüşülmesi oldu. Türk usulünce yapılan bölüşüme göre Tuğrul Bey ‘Sultan’ ünvanı ile Nişabur’u alacak ve Batı’ya Irak’a doğru gidecekti. Dolayısıyla Oğuz nesline Anadolu yolu görünmüştü ! 1060 yılında Tuğrul Bey Bağdat’ı ele geçirdi. 1063 yılında vefat ettiğinde çocuğu olmadığı için yerine Alp Arslan geçecek ve o da 1071’de Malazgirt zaferini kazanacak,  Anadolu’da kurulacak Türk beylik ve devlet kapısını açacak, Orta Asya’dan kopan Türk akınlarının Anadolu’ya rahatça girmesini sağlayacaktı  !
            Anadolu toprakları adım adım fethedenler gücünü hep Orta Asya’dan almıştı. Onlar büyük bir teşkilatlanma içerisindeydiler, büyük bir kontrol mekanizmasına sahiptiler. Görev verilenler görevlerini canları pahasına yerine getirdiler. Fethettikleri toprakların sınırlarına Uç Beyleri yerleştirdiler, sınırda Türkleşmeyi gerçekleştirip yeni fetihleri kolaylaştırdılar. Anadolu tamamen Türk’ün eline geçtikten sonra burada kurulan devletler büyük ağırlıkta dış kaynaklı etkenler sebebiyle zor zamanlar geçirdiler, devlet yönetimine yabancıların getirilmesi sebebiyle asli unsuru küstüren, yani Türkleri devlet yönetimine küstüren Anadolu’da kurulan hem Selçuklu, hem Osmanlı yine kendi sonlarını hazırladılar. Anadolu fetholunurkenki asli unsura bağlı büyük teşkilatlanma bilincini ve kontrol mekanizmasını yönetecek kabiliyeti kaybeden bu ulu devletlerimiz maalesef kendi sonlarını hazırladılar.
            Tanrı’ya hamd olsun ki Selçuklu’dan sonra Osmanlı, Osmanlı’dan sonra yine Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Atatürk’ün asli unsura bağlı kurduğu yeni devletimiz de maalesef dış etkenlerin etkisiyle içte, yani iç yönetimde asli unsura sırtını döndü. Devlet yönetiminde neredeyse Türk’ün olmaması ve Türk mefkuresinin, Orta Asya’daki Türklerin unutulması, Anadolu’ya hapsolunması maalesef devletimizin kendi sonunu hazırlıyor.
            Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapatacağım. Türk Birliğine inanıyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak, dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek.[1]” sözleri hatırımızdan hiçbir daim silinmiyor. Ancak Başbuğ Atatürk’den sonra devletimizin Türklük mefkuresinden kopartılması bizleri endişelendiriyor.

YOLUMUZ
            Osmanlı, devlet yönetimine devşirmeleri getirirken, padişaha ve saraya yakın ordu birliklerinde devşirme askerleri görevlendirirken Türkmenleri devlet yönetimine küstürüyor, Alp ruhu, Alpler hor görülüyordu. Bu huzursuzluk devletin tüm sistemlerine sirayet ettikçe devlet yapısı bozuldu, devletin çöküşü hızlandı. Anadolu Türklüğü’nün imdadına yine asli unsur Türkler, Alpler yetişti ve bu kutsal topraklarda Türkiye devleti kuruldu. Ulu önder Atatürk, Türk halkına devlet yöneticiliğe getirecekleri yöneticilerin asli unsuruna, asli cevherine dikkat etmelerini öğütlüyordu. Bir yandan Türk Milleti’nin kendini geliştirip, dünya milletleri arasında güçlenmesini isterken diğer yandan da çeşitli toplantılarda ve yerlerde Türk Birliğini istediğini söylüyor ve Anadolu Türklüğü’ne Anadolu dışındaki Türkler’i işaret ediyordu.
Başbuğ Atatürk Çankaya Köşkü’ndeki bir konuşmasında Sovyetler Birliği’nden ve içeriside yaşayan kandaşlarımızdan bahsediyor ve şöyle diyordu: ‘‘Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İste o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir.”[2]  Başbuğumuz tarihe altın harflerle yazılacak bu sözleri kutlu dilinden inci gibi dökerken SSCB’nin idaresinde bulundurduğu kandaşlarımıza nasıl sahip çıkacağımız da işaret ediyordu. Dilin, inancın, geçmişte birlikte yaşadıklarımızın yani tarihin birer köprü olduğunu söylüyor, köklerimize inmemizin gerektiğini ifade ediyordu ! Peki bu nasıl olacak ? Bizlerin parçalanmasına neden olan tarihi olayların bilincine vararak, eksiklerimizi, tarihte yaptığımız hataları, iyi noktalarımızı, tarihte sergilediğimiz yararlılıkları öğrenerek bunu yapabileceğimizi Başbuğ Atatürk bizlere ifade ediyor ! Yani Anadolu dışındaki Türkler ile bütünleşebilmemiz için tarihimiz ile bütünleşmemiz gerekiyor. Bundan dolayıdır ki Türk Akıncı Ocakları ilime, eğitime, öğretime en büyük önemi vermiştir. Türk devlet ve toplulukları arasında sıkı bağların, sağlam köprülerin kurulabilmesi için bilge ve  Alp kişiler yetiştirmek boynumuzun borcu olmuştur !
            Ünlü tarihçi ve yazarlarımızdan Prof. Dr. Faruk Sümer Alpliği tanımlarken şunları söylüyor:“Destanlarda alp, cesur, ağır başlı, merhametli, zayıfları koruyan, övünmeyi sevmeyen bir insandır. Onlar kötü yürekli ve hiyleci kimseler olmayıp, bilâkis yoksullara yardımcı, zayıfları koruyan, bağışlayıcı, vefalı, büyüklerine saygılı, fakat şeref ve haysiyet duygusuna bağlı, kadınları hor görmeyen mert insanlardır. Her halde Alpler, bütün bu vasıfları taşıyan insanlar olmalı idiler. Alplik ruhu şüphesiz, sadece cesaretten gelen basit bir davranış değildi.”[3]  Buradan anlaşılabiliyorki Alpler barabar değil, töreye son derece bağlı, iyi, cesur gerçek anlamıyla yiğit kimselerdi. Türk hükümdarları ise hem Bilge hem de Alp vasıflarına sahipti. Göktürk Kitabeleri’ne iyi bir Kağan’ın özellikleri şu cümleler ile işlenmişti. “Bilge Kağan imişler! Alp Kağan imişler! "Buyrukları (vezirleri) de bilge imiş ! Alp imiş!” Eğitime, ilime büyük önem veren Türk Akıncı Ocakları’nın amacı hem bilge hem de yiğit Alpler yetiştirme derdine düşmüştür. Ocağımız, Türk Birliği’ni kurabilmenin yolunun okumaktan, ilimden geçtiğinin bilincindedir. Ocağımız, yeniden büyük teşkilatlanma için, yeniden dünya üzerinde Türk hakimiyetini güçlendirmek adına kontrol mekanizmasını kurmak için ilim donanımıyla donanmış Alplerden oluşturacağı Akıncı birliklerini yeni gönüllerin fethine yollayacak, Türk toplulukları arasında sıkı köprüler kuracak, Türk Birliğine doğru adımlar atacaktır.

Hem bilge hem yiğitsin
Sen ilim zırhı giymiş Alpsin !
Türk sen, asli unsur sensin
Turan’ı kuracak olan sensin !



GENEL MERKEZ VE GENEL BAŞKANIMIZ
Genel Merkez teşkilatımız İstanbul’da bulunmaktadır. İstanbul ve ilçeleri başta olmak üzere Türkiye merkezli, Türk dünyasıyla alakadar bir teşkilat yapımız vardır. Genel başkanımız sayın Serkan GÜRKAN,Genel Başkan Yardımcımız ise sayın Ercan KANDEMİR’dir. Onlar Milli Mücadele ruhuna sahip adanmış Bey’lerdir. Onların mücadelesi tıpkı şanlı geçmişimizde yaşamış ve dünyaya ün salmış Türk obalarının ve Türk devletlerinin Beyleri gibi ta küçük yaşlarından itibaren başlamıştır. Onlar ailelerinden ve kendi hayatlarından, şahsi geleceklerinden fedakârlıklarda bulunup gençliğe rehber olmahedefiyle donanmışlardır. Türklük davasının önüne düşmüş bir neferlerdir. Yollarda, toplantılarda, sokaklarda her zaman Türk gençliğine ve millete ne gibi hizmetlerde bulunabiliriz çabasında olmuşlardır.
Bu fedakâr yaşantı bize ise şunu söylüyor: ‘Görevini asla unutmadan işlerini hızlı ve temiz bir şekilde sonlandır.’ Türklük mefkûresi bizim onu hedefine ulaştırmamızı beklerken, Türk Milleti’nin kurtuluşunun bir olmaktan geçtiği açıkça görülmekteyken Türk neferlerinin yatağında, evinde huzur beklemesi içler acısıdır. Türklük mefkûresi kendisini hedefe ulaştıracak hareket bekler. Onların tüm amacı Türklük davasına hizmet eden neferlerin sayısını arttırarak hizmet alanını genişletmek ve bahsettiğimiz bu hareketi sağlamaktır.



AKINCI BAŞBEYİ SERKAN GÜRKAN KİMDİR?
O kendini şu sözler ile sizlere tanıtıyor:
“Ömrünü ilime vermiş bir fert olmak istedim her zaman. Bizi hayat şartları hep vazgeçmeye yöneltti. Lakin gençler yetişmeli, düzen değişmeliydi. Bu çirkin düzene göz yummamak adına cehalete savaş açtım. Şahsen Türk dünyasından Türkiye’ye haber getiren bir internet platformu oluşturdum. Türk dünyasından fertleri bulunan bir haber alma teşkilatı kurdum. Yıllarca bu teşkilatı yönettim. Pek çok milli içerikli kongre, seminer, sosyal faaliyete katıldım ve düzenledim. Üniversitede Türk Milliyetçilerine liderlik görevinde bulundum.
            Neticesinde çok sayıda hakkaniyetli dostlara sahip oldum.Çevrem beni hep lider, çılgın birisi olarak tanıdı. Tüm bu mücadele dolu zamanlarda ardımda onlarca dost buldum. Yetişen gençler oldu, ayağı kayanlar oldu. Bir ülkü için yaşadık her birimiz. Ama asla değişmedik ve vazgeçmedik.
YENİDEN ÖZE DÖNÜŞÜN ÖNCÜLÜĞÜNÜ YAPACAK AKINCILARIN KURUCU BAŞKANLARI OLMAKTAN DOLAYI GURURLUYUM”




ERCAN KANDEMİR KİMDİR !

O kendini sizlere şöyle tanıtıyor:
            “Obası, soyu katledilen, soyundan sadece kendisi kalan ve düşmanlarca kolu bacağı kesilip bir sazlığa atılan, bir Bozkurt tarafından büyütülen ve soyunun bir gün tekrar hakanlık kuracağı hayaliyle yanıp tutuşan Bozkurt Destanı’ndaki o yiğit Türk gibi ben de dünya üzerinde yaşayan Türkler’in bir gün tek çatı, tek devlet, birlik altında yaşayacağı hayalleriyle yanıp tutuştum hep. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için teşkilatlanmak şarttı, Türkler’in birbirinden haberdar olması, Türk yurtları arasında köprü kurulması ve hepsinin gerçekleşebilmesinin ana şartı olan bilinçli nesillerin yetişmesi şarttı.
            Bu nedenledir ki kendimi okumaya, öğrenmeye adadım. Bunu yaparken bulunduğum her yerde bir teşkilat kurmayı veya düşüncelerime uygun bir teşkilata katılmayı ve çalışmayı görev edindim. Birçok teşkilatın kurulmasında rol oynadım.Türkler’in birbirinden haberdar olabilmesi için haber siteleri kurdum, teknik gereksinimini ve yönetimini sağladım. Görev üstlendiğim her haber platformunda Türklük mefkuresini halka aşılamak için yazdım, mücadele ettim.
            Okuduğum Erciyes Üniversitesi’nde fakültemde tamamen dağılmış olan milliyetçi teşkilatlanmanın ikinci adamlığını üstlendim ve teşkilatımızı üniversitenin en büyük teşkilatı haline getirilmesinde rol oynadım. Üniversite teşkilatında önemli görevler üstlendim. Bu tecrübeleri edinirken “önce kendinden başla” düsturuyla Türk gençliği üzerinden cehaleti silmek adına ilim zırhıyla zırhlanmak için okudum, çalıştım.
            Çok yiğit, geleceği Türklük mefkuresi açısından parlak kandaşlar tanıdım. Çevrem beni yiğit, akıllı, gevezelik yapmayan, yeri geldiğinde konuşan ve yeri geldiğinde gerekli davranışları sergileyen bir kişi olarak bildi ve öyle olmamı istedi. Ben de hayallerimin bir gün gerçekleşeceğine inanarak ve çevremin beni görmek istediğinden daha iyi, daha bilge ve Alp olmak için çalışacağımın sözünü kendime verdim.
Daha büyük adımlar için Türk Akıncı Ocakları bünyesinde Türklüğe hizmet edeceğim !
Tanrı yolumuza ışık tutsun !”








[1]Atatürk’ün Sofrası, İsmet Bozdağ, s.138
[2]29 Ekim 1933, Çankaya Köşkü
[3] SÜMER, Faruk, Oğuzlar, S.300-301

Telif Hakkı©2016  Tüm Hakları Türk Akıncı Ocakları Genel Merkezi’ne Aittir ! Kopyalanıp, çoğaltılamaz ve izinsiz kullanılamaz.

En Sexy Cinsel Pozisyonlar Hangileri ?

Seksten zevk almak iki tarafı da bir hayli ilgilendirdiği için en derin pozisyonları öğrenmek hakkınız. Yüksek Topuklar adlı kadın sitesi erkeklerin bayıldığı ve sık sık yapmaktan hoşlandığı en seksi poziyonları araştırdı. Bu pozisyonları öğrenerek hem siz derin zevkler alarak orgazm olabilir, hem de partnerinizin seksten delicesine haz duymasını sağlayabilirsiniz.

Arka Kapı

Arka Kapı Pozisyonu

Herkesin tahrik olduğu bölgeler farklıdır. Birçok erkek kalçalardan hoşlanır, bu nedenle de seks sırasında fazlasıyla kalça görmeye bayılırlar. Ona doya doya bu hazzı yaşatmak ve seksi orgazmla sonuçlandırmak istiyorsanız; ayağa kalkın bacaklarınızı hafifçe aralayın ve biraz öne doğru eğilin. Erkek arkadan yaklaşarak en derin girişi yapacak ve bu pozisyonda aynı zamanda göğüs ve klitorisinizi okşayabilecektir. 


At Sürüşü

At Sürüşü Pozisyonu

At sürüşü Kovboy pozisyonunu birçoğunuz bilir… İşte bu pozisyon tam da böyle. Erkek bacaklarını hafifçe açmış bir şekilde sırtüstü uzanır ve kadın arkasında ters şekilde oturarak girişi gerçekleştirir. Bu pozisyonda tüm derinliği kadın ayarladığı için istediği kadar zevk alabilir. Aynı zamanda kalça seven erkekler için de harika bir pozisyondur. 

Kelebekler 

Misyoner Bacak Omuza Pozisyonu

Misyoner pozisyonuyla daha rahat orgazm olanlardansanız, bunu biraz modifiye etmeye ne dersiniz? Erkeğin zevk alabilmesi için bazen daha derin girişlere ihtiyacı vardır. Bu nedenle sırtüst uzanın bacaklarınızı açın ve ikisini birden onun omzuna dayayın. Erkekte hafifçe bacaklarını aralayarak girişi yapar ve bu derinlik hem onun hem de sizin hoşunuza gider. 

El arabası 

El Arabası Pozisyonu

Kamasutrada olan bir pozisyon olan el arabası, erkeklerin genellikle sık sık tercih ettiği bir pozisyondur. Fakat siz de bu pozisyondan çok fazla zevk alabilirsiniz. Bunun için, sırtınızı masa gibi olacak şekilde avuçlarınızı ve dizlerinizi yere dayayın. Tıpkı emekler gibi. Daha sonra erkek dizlerinin üzerinde size yaklaşarak bacaklarınızı kaldıracak ve girişi sağlayacak. Bu pozisyonda biraz elleriniz acısa da ikinizin de alacağı zevk paha biçilemez olacak. 




Yerli Kanser İlaçları Üretilecek

Milli İlaç İçin "Kesin Dönüş" Yaptı

Türkiye, İzmir'de yerli kanser ilaçları için laboratuvar kurdu.

Türkiye'nin sadece kanser hastalıkları için yılda 1,6 milyar liralık ithalat yaptığı biyoteknolojik ilaçların tamamen yerli olarak üretilmesi için İYTE İzmir Teknopark'ta yeni bir laboratuvar tesisi kuruldu.

Türkiye'nin sadece kanser hastalıkları için yılda 1,6 milyar liralık ithalat yaptığı biyoteknolojik ilaçların tamamen yerli olarak üretilmesi için İYTE İzmir Teknopark'ta yeni bir laboratuvar tesisi kuruldu. Tesiste biyoteknolojik ilaç üretimi için gereken teknolojik altyapının geliştirilmesi ve 1,5 yıllık süreçte kanser tedavisi için kullanılacak bir ilacın ham maddelerinin üretilmesi hedefleniyor.

Türkiye'deki lise eğitiminin ardından lisans için gittiği Almanya'da biyoteknoloji konusunda eğitim alan Dr. Aziz Çaylı, bu ülkedeki çalışmaları kapsamında, oldukça karmaşık bir süreç olan biyoteknolojik ilaçların üretimi için bir şirket kurdu.

Dünyada çok az sayıda ülkede bulunan biyoteknolojik ilaçların üretim altyapısını tasarlayan Çaylı, şirketteki hisselerini devrettikten sonra bu teknolojiyi Türkiye'de yeniden üretmek amacıyla bir Türk ilaç şirketinde görev aldı.

Milli ilaç konusunda daha hızlı yol almak için biriktirdiği parayla bir laboratuvar kurmaya karar veren Çaylı, İzmir Yüksek Teknoloji Entitüsü kampüsü içinde yer alan İYTE İzmir Teknopark'ta şirketini kurarak çalışmalara başladı.

Çaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, biyoteknolojik ilaçların Türkiye'nin geleceği için büyük öneme sahip olduğunu belirterek, oldukça geç kalınan bu alanın, ülkelerin en büyük ithalat kalemleri arasında yer aldığına işaret etti.

"Biz neden yapmayalım "

TÜBİTAK raporundaki bilgiye göre 2014 yılında sadece kanser için kullanılan biyoteknolojik ilaçlar için yıllık 1,6 milyar liralık ithalat yapıldığını, böyle bir ülkede henüz hiç yerli üretimin bulunmamasının büyük eksiklik olduğunu ifade eden Çaylı, bu alanda oldukça ileri giden İran ve Güney Kore'nin başarısının kendisini tetiklediğini söyledi.

"Almanya'da iken 'Türkiye'de bu ilaçları neden yapamayalım, neremiz eksik' diye kendime soruyordum. " ifadesini kullanan Çaylı, Türkiye'ye geldiğinde devletin bu alanda çok güzel desteklerinin olduğunu ancak mesafe alınamadığını gördüğünü belirtti.

İnsanların sabırsız olması, işin kolayına kaçmak istemesi, 1-2 yılda sonuç istemesi ve finans kuruluşlarının da uzun vadeli yatırımlara kaynak ayırmamasının bu başarısızlıkta etkili olduğunu savunan Çaylı, şöyle devam etti:

"Bir tek biyoteknolojik ilacın Avrupa kalitesinde geliştirilmesi yaklaşık 80 milyon dolara mal oluyor ve ürün geliştirme takribi 7 yıl sürüyor. Kimse bu kadar süre sonra geri ödemesi olan bir yatırıma destek vermek istemiyor. Buna rağmen vazgeçmedim. Ben de yazlık almak için biriktirdiğim parayı kullanmaya karar verdim.

Yatırım etaplar halinde ilerleyecek. Şu ana kadar 1 milyon dolarlık bölümü tamamlandı. İlaç geliştirme bir kişinin yapabileceği bir iş değil, bir grup çalışması gerekiyor. Bu nedenle Almanya'da eski çalışma arkadaşlarımla böyle bir grup oluşturuyoruz. Bir hafta içinde 3 Alman arkadaşımı İzmir'e getirip hem firmamızı hem de İzmir'in sosyal hayatını tanıttık. Arkadaşların arasında daha önce hiç Türkiye'ye gelmemiş olanları var. Bazı arkadaşlarla ortak çalışma konusunda mutabakat sağladık. "

"Daha iyisini Türkiye'de üreteceğiz "

Dünyanın biyoteknolojik ilaçlar konusunda çok hızlı ilerlediğini, ülkelerin büyük yatırımlar yaptığına işaret eden Çaylı, Türkiye'de yetişmiş insan gücünün var olduğunu ve ülke olarak milli ilaç geliştirmeye karşı büyük bir istek taşındığını dile getirdi.

Mevcut ortamda biyoteknolojik ilaç teknolojilerinin AB ülkeleri ve ABD tarafından geliştirildiğini, bu konuda monopol bir piyasanın bulunduğunu ifade eden Çaylı, şu bilgileri verdi:

"Biyoteknolojik ilaçlar, canlı hücreler kullanılarak üretilmesi nedeniyle oldukça bilgi yoğun bir alan. Türkiye'de bu sektör henüz doğmadı. Bu nedenle yatırım için riskli olarak değerlendiriliyor. Florabio olarak amacımız biyoteknoloiik ilaçların üretiminde kullanılabilecek genel bir platform teknolojisi geliştirmek.

Türkiye'nin ilk, dünyanın da sayılı biyoteknolojik ilaç üretim altyapısını oluşturmak istiyoruz. Türkiye'deki ilaç şirketleri bir veya birkaç ilacı geliştirmek icin adımlar atıyor. Bizim amacımız ise ilaç geliştirme değil tüm biyoteknolojik ilaçların üretiminde kullanılacak bir altyapıdan bahsediyoruz. Örneğin bir araba modelini üretmek değil tüm modellerin üretilebileceği bir fabrikayı kurmak istiyoruz. Bir defa bu altyapıyı kurduktan sonra hangi biyoteknolojik ilacı istersek isteyelim en kısa zamanda üretebilecek durumda olacağız. Bu tip platform teknolojisi dünyada oldukça az. ABD ve Avrupa'da belki 5 tane vardır. Bunun bir tanesini de Türkiye'de kurmak istiyoruz. Benzerini Almanya'da 10 yıl önce kurmuştuk. Daha iyisini Türkiye'de kuracağız. "

Türkiye'de çeşitli kurumların yürüttüğü biyobenzer ilaç üretim çalışmalarının yurt dışından lisans karşılığı alınan teknolojiler üzerinde yürüdüğüne dikkati çeken Çaylı, "Bizim kuracağımız biyoteknolojik ilaç geliştirme platformu 'Made in Turkey' olacak. En önemlisi de bu. Dünyaya böyle bir teknolojinin Türkiye'de de geliştirilebileceğini kanıtlayacağız. " dedi.

"Milli duygularla çalışıyorum "

Türkiye'nin ilk biyoteknolojik ilaç üretim altyapısı olacak tasarımın 1,5 yıllık bir çalışma sonucu uygulanabilir hale geleceğini aktaran Çaylı, bir kanser ilacını model aldıkları çalışma tamamlandığında hem teknoloji platformu hem de kansere karşı bir biyoteknolojik ilacın ham maddesini geliştirmiş olacaklarını dile getirdi.

Türkiye'de bilim insanlarının biyoteknolojik ilaç üretimini öğrenme konusunda çok istekli olduğunu vurgulayan Çaylı, "Türkiye'deki insanlarla böyle bir şey yapmak bana zevk veriyor. Burada bu işi yapmamın farklı nedenleri var, bir tanesi de iş keyifli olduğu için. Gerçek amaç para kazanmak olsaydı yurt dışında daha fazla kazanabilirdim. Kendi ülkemde milli duygularla çalışıyorum. " ifadesini kullandı.

Canlı hücreler kullanılıyor

Kanser, diyabet, romatizma ve kan hastalıkları başta olmak üzere çok sayıda rahatsızlığın tedavisinde kullanımı hızla artan biyoteknolojik ilaçlar, kimyasal ilaçlardan farklı olarak canlı hücreler aracılığıyla üretiliyor.

Üniversiteler ve ilaç şirketlerinin büyük bütçeli projeler yürütmesine karşın Türkiye'nin henüz kullanıma giren biyoteknolojik ilacı bulunmuyor. Biyoteknolojik ilaç üretiminde, ABD ilk sırada yer alırken Avrupa ülkeleri, Japonya, Çin ve Güney Kore'nin yanı sıra İran da yaklaşık 20 ilacıyla ön sıralarda bulunuyor.

Afrodizyak Etkisiyle Cinsel Gücü Arttıran Yiyecekler Hangileri ?

Yediğiniz besinlerin birçoğunun cinsel yaşamınızı canlandırdığını biliyor muydunuz? İşte bunlardan birkaçı…

Tüketilen birçok besinde afrodizyak etkisi var. Bu durumda cinsel yaşamınızı da hareketlendiriyor. Bu besinlerden birazını sizin için araştırdık. İşte bazıları;
Nar
Bir araştırmaya göre nar suyu günlük kortizolü düşürürken, kadın ve erkeklerdeki testesteron hormonunu yükseltiyor. Bu da ruhsal durumunuzu iyileştiriyor ve cinsel isteğiniz artıyor.
Kuşkonmaz
Kalsiyum, vitamin E ve potasyum açısından zengindir. Aynı zamanda böbrekleri temizliyor ve ekstra bir enerji veriyor. Cinsel isteksizliği ve yorgunluğu ortadan kaldırıyor.
Pancar turşusu
Pancar turşusu sizi olduğunuzdan daha iyi hissettirir ve cinsel isteğinizi arttırır.
Kahve
Kahve kalp atışlarını hızlandırır ve böylece kanınız daha hızlı pompalanır. Bu da sizin cinsel hayattaki dayanma gücünüzü arttırır.
Bal
Bal cinsel kuvveti arttırırken, doğurganlığı da arttırıyor.
Enginar
Cinsel isteği ve dayanma gücünü arttıran enginar aynı zamanda iyi bir antioksidan.
Avokado
Avokado canlandırma özelliğine sahiptir ve vitamin E açısından da zengindir.
İncir
İyi bir antioksidandır ve potasyum açısından zengindir. Cinsel isteğinizi arttırır.


Çikolata
Çikolata yediğinizde hormonlarınız uyarılır ve size canlılık verir.

24 Temmuz 2016 Pazar

Hal Özel Harekat Ceza Aldı !..

15 Temmuz gecesi, vatandaşlar darbeci hainlerin girişimine kahramanca direnirken, bir vatandaşın üzerinde "HÖH" (Halk Özel Harekat) yazılı modifiye aracı, sosyal medyada en çok konuşulanlar arasına girdi. Demokrasi nöbeti için özel olarak yapılan araç ise emniyet tarafından bağlandı.
'HALK ÖZEL HAREKAT ARACI' İLE DEMOKRASİ NÖBETİNE KATILDI
Küçükçekmece'de modifiye işiyle uğraşan 32 yaşındaki Muhammet Enes Gülaçar, 15 Temmuz gecesi Türkiye'de yaşanan darbe girişimi sonrası kendisine ait olan aracıyla üzerinde "HÖH" (Halk Özel Harekat) yazan vatandaş demokrasi nöbetine katıldı.
SOSYAL MEDYADA BÜYÜK BEĞENİ TOPLADI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Osmanlı arması ve o geceye ait fotoğrafların basılı olduğu görsellerin de bulunduğu araç vatandaşların büyük beğenisini topladı. Sosyal medyada çok sayıda vatandaş aracın fotoğrafını paylaştı. Gülaçar, 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimi sonrası böyle bir şey düşündüğünü belirterek, "Reis-i Cumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan'ın emriyle halk sokağa çıktı." dedi. Milli iradeye, demokrasiye sahip çıktığı için böyle bir uygulamaya gittiğini ifade eden aracın sahibiMuhammet Enes Gülaçar, "Çok şükür henüz olumsuz bir tepki almadık. Aşırı derecede olumlu tepkiler aldık. Hem şehir içinden hem şehir dışından gece arayan arkadaşlarımız oldu. Demokrasi nöbetine yılmadan, yorulmadan devam edeceğimizi, buradan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a iletmek istiyorum." dedi.
"OSMANLI AMBLEMİ VARDI"
Aracın üstünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafının yer aldığını belirten Gülaçar, "Bu fotoğrafın yanında 15 Temmuz gecesi yaşanan olaylar, Havalimanı, Boğaziçi köprüsünün kapatılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bombalanması, MİTMüsteşarlığımıza yapılan saldırı sonrası, F-16'lar ile yapılan saldırılar ile ilgili görseller yerleştirilmişti. Yan taraflarında Osmanlı amblemimiz. Onun hemen yanında HÖH, yani Halk Özel Harekat adı altında yapılan girişimimiz bulunmaktaydı." şeklinde konuştu.
4 SAAT İÇERİSİNDE 30 BİN BEĞENİYE ULAŞTI
Berber arkadaşına gittiği esnada çekilen bir fotoğrafın sosyal medyada paylaşılmasından sonra olumlu tepkiler almaya başladığını kaydeden Gülaçar, "22 Temmuz Cuma günü aracımız saat 16.00'da bitti. Yaklaşık 1,5 saat sonra demokrasi nöbetine gidecektim. Berber arkadaşıma gittiğim esnada çekilen bir fotoğraf, sosyal medya da bir sayfada paylaşılmış. Benim bilgim yoktu. Sosyal medyası kullanıcıları arkadaşlarımız bununla ilgili fotoğraf paylaşmış. Yaklaşık 4 saat içerisinde 30 bin kişiye ulaşmış. Olumlu, olumsuz her tepkiyi aldık. Bize söylenen bütün tepkilere, bütün görüşlere saygı duyuyoruz. Bizim safımız belli, durduğumuz nokta belli. Amerikan arabasını seçmemizdeki özellikle amaç farklı kesimlerin Amerikan araçları ellerinde bulunuyor. Bunları kendilerine göre özel kastettiği günlerde konvoy halinde gezebiliyorlar. Bunlara biz sesimizi çıkartmıyoruz. Bizim de böyle araçlarımız var bünyemizde. Bu araçlarımız bu yönde değerlendirme yoluna gittik." dedi.
"KARAKOLA GİTTİK, TRAFİK POLİSLERİ CEZA YAZDI"

Aracının fotoğraflarının sosyal medyada yayınlanmasının ardından kendisini gören polisekiplerinin aracı emniyete götürdüğünü söyleyen Gülaçar: "Bize en yakın karakola çekmemiz gerektiğini söyledi. Biz de gittik. Karakola gittiğimiz de orada bulunan arkadaşlar bu aracın görselinin herhangi bir art niyet içermediğini izah etmelerine rağmen, özellikle trafikçi arkadaşlar kendilerince müdürleri ile telefonda görüştüler. Bunu bize cezai işlem olarak uygulamak zorunda hissettiklerini söylediler. Cezamızı yazdılar. Aracımızı çekici ile otoparka çektik. Araç üzerindeki bütün görsellerimizi çıkarttık. Ama aracımız bu akşam saatlerinde yeniden yapılacak. Bu aracımızı yine meydanlarda göreceğiz." dedi.

CHP'den Darbeye Karşı Taksim Mitingiyle İlgili Flaş Açıklama !

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı, yarın Taksim Meydanı'nda yapmayı planladıkları Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi ile ilgili basın açıklaması yaptı. İl Başkanı Cemal Canpolat, yarınki mitinge 133milletvekili ile tam kadro katılacaklarını belirterek, vatandaşlara, mitinge yalnızca Türk bayrağı ve Atatürk posterleri ile gelmeleri duyurusu yaptı.

Şişhane'deki İl Başkanlığı binasında gerçekleşen açıklamaya, CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl, TBMM CHP Grup Başkan vekili Engin Altay ve Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse ile partililer katıldı.

"DARBELERİN HER TÜRLÜSÜNE KARŞIYIZ"

Açıklamada ilk olarak söz alan İl Başkanı Cemal Canpolat, yarın Taksim Meydanı'nda onlarca sivil toplum kuruluşu ve sendikalarla miting yapacaklarını hatırlatarak, "CHPolarak darbelerin her türlüsüne karşıyız. Türkiye'de başından beri hem cumhuriyet hem de demokrasiden yana olan CHP, Türkiye'nin birleştirici partisi olmuştur." dedi.

"TAVRIMIZ NET: DARBE VE GERİCİLİĞE KARŞIYIZ"

Canpolat'ın ardından söz alan TBMM Grup Başkan vekili Engin Altay, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun 15 Temmuz gecesi darbe girişimi haberini uçakta aldığını, olayları duyar duymaz darbeye karşı olduğuna dair açıklama yaptığını söyledi. Altay, "CHP olarak tavrımız net. Her türlü darbe ve gericiliğe karşıyız. Yarın cumhuriyet, demokrasi, laikliğe sahip çıkmak için Taksim'de olacağız." dedi.

"BU MİTİNGİ DÜZENLEYEN YALNIZCA CHP'DİR"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl ise "Bu mitingin amacı demokrasiye ve cumhuriyete sahip çıkmaktır. CHP sadece ev sahibidir. TBMM grubumuz 133 milletvekiliile tam kadro mitingde olacak. Yarın Türkiye'nin bir tarih yazacağına inanıyoruz. CHPİstanbul Valiliği'ne resmi başvuruyu yaparak, bu büyük buluşmanın startını verdi. Bu büyük buluşmayı düzenleyen CHP'dir.

"SADECE TÜRK BAYRAĞI VE ATATÜRK POSTERİ OLACAKTIR"

Hiçbir parti veya kuruluşla ortaklaşa yapılan bir şey değildir. Türkiye'nin birleştirici partisi olan CHP ayrıştırmayı bertaraf ederek bütün vatandaşları kucaklayan bir buluşma gerçekleştirecek. Bu buluşmada sadece Türk bayrağı ve Atatürk posterleri olacaktır.CHP'nin bayrakları dahi olmayacaktır. Bütün parti ve kuruluşlara bu buluşmanın ruhuna uygun olarak gelmeleri çağrısı yapıyoruz." diye konuştu.

"BU RESMİ MİTİNGDİR"

Mitinge katılacak vatandaşların bu hassasiyetleri dikkate almalarını isteyen Bingöl, "Kimsenin kaygısı olmasın, bu resmi bir mitingdir. Resmi kurumların üzerlerine düşen görevi layıkıyla yapacağına inanıyoruz. Kimsenin güvenlik korkusu olmasın. Baştaİstanbul il örgütümüz olarak bütün güvenlik önlemler elimizden geleni yapacağız." dedi.

"TAKSİM'E 3 AYRI BÖLGEDEN GEÇİŞ YAPILACAK"

Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan İl Başkanı Cemal Canpolat, ne tür güvenlik önlemleri alındığına ilişkin soruya, "O devletin, valinin, emniyet güçlerinin görevidir ama biz CHP olarak her ilçemizde en az 100 tane arkadaşımızı görevlendirdik. Bu mitinge destek veren sanatçılara teşekkür ediyorum.Yarın miting alanına gelmek için 3 ayrı bölgede toplanılacak. Vatandaşlar İnönü Stadı önü, Şişli Camii önü ve Unkapanı Şişhane üzerinden Taksim'e gelecekler." dedi.

"YALNIZCA GENEL BAŞKANIMIZ KONUŞMA YAPACAK"

Basın mensuplarının "Mitingde, diğer parti temsilcileri konuşabilecek mi?" sorusunu yanıtlayan Tekin Bingöl, "Bu toplantı 78 milyon vatandaşımızın davet edildiği bir buluşma.AK Parti yöneticilerinin de katılmak gibi bir talepleri varsa o bizim için kıymetlidir. Çok fazla sayıda siyasi parti temsilcilerinin, sivil toplum kuruluşlarının katılımı olacaktır. Bu yoğunlukta çok fazla konuşma yapma imkanı olmayacaktır. Orada sayın genel başkanımız hitap edecektir. Herkesin duygularına tercüman olacak bir açıklama yapacaktır. Bu tür toplantılarda zaman da çok önemli. Sadece genel başkan konuşacak. Değerimiz ortak. Tek sesin çıkmasında yarar var." ifadelerini kullandı.

Fethullah'ın Sağ Kolu Trabzon'da Yakalandı !

FETÖ lideri Gülen'in sağ kolu olarak bilinen gerçek adı Davut olan Halis Hancı'nın 15 Temmuz darbe girişiminden 2 gün önce Türkiye'ye girişi yaptığı tespit edilirken bugün yapılan operasyonda Trabzon'un Araklı ilçesinde yakalandığı bildirildi. 

Haber61'in edindiği bilgiye göre; Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri gelen bir ihbar üzerine harekete geçerek yer tespiti yaptı ve Halis Hancı'yı misafirliğe geldiği Araklı ilçesindeki bir evde saat 21:30'da gerçekleştirilen operasyonla yakaladı. Hancı'nın Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü'ne getirildiği öğrenildi. 

haber61.net



23 Temmuz 2016 Cumartesi

FETO Örgütüne Yönetlik Operasyonlar: KTÜ'de Çok Sayıda Gözaltı !

Bu sabah saatlerinde Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Diş Hekimliği Fakültesi'nde yapılan aramalar sonrasında cok sayıda gözaltı olduğu öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre 7 kişi gözaltına alınırken bu kişilerin 3'ünün profesör olduğu öğrenildi.

haber61.net

21 Nisan 2016 Perşembe

Kestanenin Yararları

Kestane nedir?

İki çeneklilerden, palamut diye adlandırılan, meyveleri yüksüksü bir kadehçik içinde duran, kayın, meşe, vb. kerestelik orman ağaçlarını içine alan ailedendir. Kestane uzun ömürlü bir ağaçtır. 35 metre uzunluğundadır ve güçlü bir gövde yapısı vardır. Önce düz olan kabuğu sonra derin yarıklar ve çıkıntılar halini alır. Yaprakları 10-20 cm uzunluğunda, kenarları dikenli ve kısa saplıdır. Çiçekleri, dallarının ucunda toplu olarak bir aradadır. Meyvelerin dışı dikenli bir kılıf içinde 2-3 adet tohumdan oluşur. Bu tohumlara kestane adı verilir.

kestanenin faydaları


Ana Vatanı Türkiye olan kestane ülkemizin Marmara, Ege ve Karadeniz bölgesinde yetişir. Yaprakları bahardan kışın başına kadar toplanarak kurutulur ve kaldırılır. Meyveleri sonbaharda çatlayarak içindeki kestaneleri kendiliğinden yere dökülür ve buda toplanarak kurutulur ve rutubetsiz bir yerde saklanır.

Kestanenin yararları
br />- İshali önler.
- Varis ve basur memelerin oluşmasını önler.
- Mideye ve kan tükürmeye iyi gelir.
- Cildi güzelleştirir.
- Kabukları çay gibi haşlanarak suyu içilirse ateş düşürür, sinirleri yatıştırır, balgam söktürür.

İlgili aramalar: kestanenin yararları, kestanenin faydaları nelerdir